27 Ağustos 2013 Salı

Evimizin Yeni Sakinleri





Yeni sakinlerimiz ile birlikte artık evimizde 4 canlıyız, Tostos ve Concon :)

Bu iki sevimliyi görünce dayanamadık; alalım mı, bakabilir miyiz, olur mu, neden olmasın derken baktık ki almışız, benim ağız kulaklarda çocuk gibi sevinmişim, eşim de benim bu halim karşısında şaşkın ve mutlu :)

Aslında insanlara genelde soğuk geliyor su kaplumbağaları ama bence çok sevimliler. Biraz zaman tanımak gerek diye düşünüyorum. Beraber vakit geçirip, harektlerini tepkilerini görünce içiniz ısınıyor. Mesela eşim çekimserdi başta, biraz da ben çok istiyorum diye ses çıkartmamıştı ama şimdi bakıyorum benden meraklı, ilgi arsızı yapacak Tostos ile Concon'u.





Fotoğrafların hiç birinde ikisi birarada değiller. Bir türlü birlikte yakalayıp çekemedim. Çektiklerimde pek güzel çıkmadı. Zaten fotoğralarını çekmek zor oluyor. Henüz tam alışamadılar. Ürküyorlar, korkup taşın altına saklanıyorlar :)  Daha odaya girdiğinizde sıradışı hareketliliği farkedip kaçışmaya başlıyorlar, nasıl farkediyorlar hemen hayranım. Fotoğraflarıda nerdeyse hiç hareket etmemeye çalışarak çektim. O zaman gösterdiler yüzlerini :)



 

Yalnız bir konu var, ben de dikkat çekmek isterim. Kaplumbağaları genellikle küçük havuzlarda satıyorlar. Ölüm fanusu deniyor bunlara, aşağıda fotoğrafını ekledim. Eğer bu havuzlarda bakılırsa aslında farkında olmadan yavaş yavaş ölümlerine sebep oluyormuşuz. Nedeni de kas gelişimleri için daha derin bir suda yüzmeleri gerektiği. Ve tabi sonra çıkıp durabilecekleri karasal bir alanda olması gerekiyor. Ayrıca suyun sıcaklığı da mutlaka 28 derece civarı olmalıymış. Uygun koşullarda bakılmaz ise akciğerleri ile ilgili sorunlar yaşayıp hastalanabiliyorlarmış. Biz de ilk fırsatta onlara daha uygun bir akvaryum aldık. Eğer kaplumbağanız varsa ya da almayı düşünüyorsanız lütfen bu bilgileri göz önünde bulundurun. Aksi halde bu sevimli dostlarımıza istemeden de olsa eziyet ediyor olabiliriz.





İşte biz bu şekilde bir yaşam alanı hazırladık Tostos ile Concon'a :)  O kadar küçükken alıp, derin olmayan sularda bakmış olmalılar ki ilk başta adam akıllı yüzmeyi bile beceremiyorlardı :)  Bir tanesi daha küçük olanı yani Concon daha çabuk adapte oldu. Ama Tostos çok zorlandı, akvaryumun camına tutuna yüzüyordu sonra da yorulup kendini salıyordu aşağıya, şaşkoloz :)) Bir de ani bir ses geldiğinde dışarıdan ya da evde ani bir hareketlilik olduğunda eğer yüzüyorlarsa başlıyorlar çırpınmaya deli gibi, kaçışıyorlar hemen. Sonrasında tabiki taşın altına sıkıştırıyorlar kendilerini. Bize yavaş yavaş alışıyorlar, yem vereceğimizi anladıklarında başlıyorlar yüzeye doğru yüzmeye. Concon yemi arada ağzından kaçıyor, kaçırmamak için ön elleri ile setekliyor kaçmasın diye :) Bu haleri pek bi sevimli. Varlıkları eve bir hareket kattı. Anlayacağınız yeni sakinlerimizle ev hayatı daha bir keyifli hale geldi .
 
Ailemizin yeni fertleriyle size musmutlu, keyifli haftalar diliyoruz :)

Sevgiye kalın.







 

 

22 Ağustos 2013 Perşembe

Pinterestten Sıradışı Fikirler


Herkese günaydın, güzel bir gün bizi bekliyor olsun diye diliyorum ve bir derya olan Pinterest'ten derlediğim  birbirinden güzel ve bir o kadar da sıradışı fikirleri beğeninize sunuyorum. Belki aynen uygular ya da en azından ilham alabilirsiniz.

Keyifli seyirler ...




















19 Ağustos 2013 Pazartesi

Sıcak Günlere Buz Gibi Çözümler


evde meyve suyu yapımı


Bu seneki yeni keşiflerim, ev yapımı vişne ve şeftali suyu. Başta ön yargılıydım çünki ben hoşaf tarzı içecekleri pek sevmem. Ama vereceğim bu tarifler hiç de hoşaf gibi değil ve hazır meyve sularını aratmıyor. Kesinlikle marketten bir daha o katkı maddeli meyve sularını almak istemeyeceksiniz. 

Hem ben vişneyi de şeftaliyi de buzluğa atıyorum, canımız ne zaman isterse buzluktan çıkartıp taze taze meyve sularımızı hazırlıyorum. Vişnelerin saplarını ayıklayıp (çekirdekleri çıkartmaya uğraşmayın sakın, hiç gerek yok) yıkayıp buzdolabı poşetlerine tek kullanımlık kadar dolduruyoruz. Şeftalileri de soyup küp küp doğrayıp buzdolabına poşetlerine yine tek kullanımlık kadar dolduruyoruz. Ehh sonrasında taze taze yapıp tüketmesi de size kalıyor :)


vişne şeftali meyve suyu hazırlama

Kafamda farklı meyveleri de denemek var; kayısı, erik ve özellikle limon. Evet limonu da kaynatarak denemek istiyorum, direk sıkıp suyla karıştırmaktan çok daha leziz bir sonuç çıkar mı dersiniz?


Tariflerimize gelecek olursak :) 


Vişne Suyu Tarifi 

Malzemeler : 2 lt su
                    300 gr vişne
                    Yarım su bardağı şeker 
                    Limon tuzu  (ben kullanmıyorum) 

Yapılışı :  Vişnelerin saplarını ayıklayıp yıkıyoruz. Çekirdeklerini çıkartmaya gerek yok. Su, şeker, vişne ve limon tuzunu bir tencereye alıp vişneler parçalanmaya başlayana kadar kaynatıyoruz. (Ben limon tuzu kullanmıyorum. Onun yerine biz içeceğimiz zaman limon sıkıyoruz.) Soğuduktan sonra ince tel elek ya da temiz bir bez ile süzüyoruz. Vişneleri posası çıkana kadar eziyoruz ki içindeki suyunu da salsın. Cam şişelere doldurup buzdolabında soğutup bu sıcak günlerde hararet bastığında afiyetle içiyoruz. 

Yalnız şeker miktarı beğeninize kalmış.  Şekerli sevenler miktarı arttırabileceği gibi şekersiz sevenler de azaltabilirler.

Dediğim gibi ekşi sevenler içerken limon sıkabilirler.
Ayrıca alternatif olarak sade soda ile karıştırıp daha da ferahlatıcı bir içeceğe çevirebilirsiniz.



Şeftali Suyu Tarifi

Malzemeler  :  2 lt su
                      4 şeftali
                      6 yemek kaşığı şeker 

Yapılışı : Şeftalileri soyup, küp küp doğruyoruz. Su, şeker, şeftaliyi tencereye alıp şeftaliler iyice yumuşayana kadar kaynatıyoruz. Blender yardımıyla şeftalileri iyice öğütüp, homojen bir karışım haline getiriyoruz. Cam şişelere doldurup buzdolabında soğutup yemeklerinizin yanında baş tacı olarak sunup afiyetle içiyoruz. 

Şeker yine beğeninize kalmış. Ben çok şekerli sevmediğimdem şeftali başına 1,5 yemek kaşığı kullanıyorum. Siz arzunuza göre ayarlayabilirsiniz. Aslında işin bu kısmı deneme yanılma metodu :) 


Hepinize ferah günler diliyorum. 

Sevgiyle kalın...



vişne suyu tarifi


vişne şeftali  suyu tarifi


18 Ağustos 2013 Pazar

Sakarım, kızgınım, üzgünüm ...


Şu an karmaşık duygular içersinde ve acı çeker bir haldeyim.  Evet karmaşık duygular çünki kendime kızsam mı, üzülsem mi yoksa heba olan tartıma mı yansam ya da acınacak halime gülsem mi bilemiyorum. Evet acı çekiyorum çünki o kadar karmaışık bir hadleyim ki bu satırları elimde buz torbası acı çekerken yazıyorum. Bunu niye yapıyorum bilmiyorum, sadece içimdekileri dökmek rahatlamak istiyorum. 

Peki ne mi oldu? Bu hafta başından beri planladığım bir şeydi Pazar günü tart yapmak. Hatta Ramazandan beri niyetim vardı da oruçlu uğraşamam diye ertelemiştim. Çikolatalı tart yapacaktım. Dünden malzemeler alındı. Bu sabah kahvaltı öncesi hamru hazırlandı, dolaba atıldı o dinlensin biz kahvaltı yapalım diye. Keyfime diyecek yok, balkonda güzel bir Pazar kahvaltısı yapıldı, bu hafta paylaşmayı düşündüğüm postun fotoğrafları çekildi. Tabi bu arada tartın hamuru  pişiyor, bir yandan benmari usulü çikolata eritiliyor. Derken tart hamuru pişti, fırından çıkartıp soğutayım dedim. Benim o çek beğendim fikrine hayran kaldığım tart kalıbımın altı çıkıyor (esse de var bilenler bilir). Bİr elimle yandan tuttum, bir elimle de altını destekleyerek tuttum. Eşimin ne de güzel koktu söylemleri kulağımda bir baktım dibi çıktı, dengesi bozuldu, kurtaramadım. Alttan desteklediğim elimin bileğine yapıştı kalıp, can havliyle tezgaha koymayı başaramadım fırlattım elimden tartı. Tart yerde kalıp bir taraflarda, bir parmak bir bilek sızlıyor ben bakakaldım. Böyle durumlarda donup kalıyorum, hani deniyo ya "kal geldi!"  heh işte ondan. Üzüldüm tart gitti diye hayıflanıyorum, acı mı bile tam hissedemiyorum. Eşim dedi elin nasıl var mı bişey o an farkettim. Hemen suya tuttum şimdi de hala oturuyorum buz torbasıyla ama kötü yanmış. Eşim beni kendime getirmeye çalıştı, sen önce bir mutfaktan çık dedi kovaladı beni. Kendisi içerde ortalığı toplamaya başladı şimdi sağolsun. 

Kızgınım kendime, tart kalıbına da hatta. Kırgınım kendime, hayal kırıklığına da uğradım tartım gitti. Ne güzel fotoğraflayacaktım sizler için. Acım bir yandan kızgınlıktan umursamıyorum, müstahaktır sana diyorum. 

Belki gülerek hatırlıycam bir süre sonra, genelde öyle olur ya en azından ben de öyle olur. Ama şu an işte böyle duygular içerisindeyim. 

Siz sağlıcakla, keyifle kalın. 

Ben de gidip biricik eşime yardım edeyim. 


14 Ağustos 2013 Çarşamba

Bamya Ayıklama Sorunsalı


Bamya sevenlerden misiniz bilmem ama ben bir zamanlar kesinlikle sevmezdim. Bizim evde de hiç pişmezdi açıkçası. Yaş biraz biraz kemale erince yemeklere olan bakış açım değişti, her şeyin besinini almak gerek diye düşünmeye başladım. (ama yine de hiç bir güç bana kereviz yediremez - salatası hariç tabi ) Bir de zamanla insanın damak tadı ve yemek zevki değişyor, şekilleniyor. Eskiden sevdiklerim artık o kadar güzel gelmezken, yemediklerimi yer oldum. Mesela enginar ve bamya. Bamyayı  sevmemi de kulakları çınlasın bir arkadaşımın annesine borçluyum. Ama bamyalarda tazecik körpecikti, yazlıkta bahçeden toplayıp dondurucuya atmış. Ayıp olmasın diye azıcık istediğim yemekten o lezzet karşısında 2. tabağı istemiştim :) O gün bugündür de yerim bamyayı. Ama hep hazıra konardım :) Kayınvalidem de dondurucuya koyar, arada ondan alır yapardım. Ama bu sefer dondurucaya koymak üzere köyden taze taze alan arkadaşım bir pişirimlik de bana verince iş başa düştü. Ama bilmiyorum ki bamya nasıl ayıklanır. Netteki araştırmalarım sonucunda işe koyuldum. 

Benden başka bilmeyen var mıdır bilemiyorum ama yine de ilgilenenler şu linke bakabilir (...)

Demiş koni şeklinde kesilecek, şapkası çıkacak, bıçakla saat yönünde falan filan.... İyi güzel de sadece 1 tanesini ayıklamak 10 dakika sürer mi? Her ne kadar süre konusunda mübala yapıyor olsam da gerçek sürede az değil hani. Siz anlayın artık olaya nasıl bilimsel yaklaşmışım, ölçmekten biçmekten kesemez olmuşum  :)   Neyseki elim alıştı bir süre sonra da daha ömür billah bamya yemem söylemlerim çöpe gitmiş oldu :)  Zorlu bir ayıklama işleminin ardından bamyalarım hazırdı.

İnanması güç de olsa ben de dondurucuya koymak için sipariş ettim, bu haftasonu yine bol bol bamya ayıklanacak anlaşılan :)

Hani yine dünya üzerinde bamya pişirmeyi bilmeyen vardır diye kısaca nasıl pişirilir ondan da bahsedip noktamızı koyalım. 

Soğanlarımızı ince ince doğrayıp yağda kavuruyoruz. Salça da ekleyip karıştırdıktan sonra domateslerimizi ilave ediyoruz. Su ve limon ekliyoruz. Limon işin ayıklama işleminden sonraki en can alıcı kısmı. Ben nerdeyse 1 adete yakın limon kullanıyorum. Ardından bamyaları ilave edip fazlaca karıştırmadan pişmeye bırakıyoruz. Tabi tuzumuzu da unutmuyoruz. 


Ve afiyetle yiyoruz. 

Hoş kalın...  

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Kremşantili Fındıklı Kurabiye ve Külahta Sunumu





Bugün çok sevdiğim bir arkadaşımın doğumgünü. Biz English Home hastalarıyız diyebiliriz. Aslında mutfak ve ev ile ilgili olan mağazaların hepsine hayranız :)  Bu güzel kek - kurabiye fanusunu da onun için aldım. Yanına da fındıklı kurabiye yaptım, ve tabi ki olmazsa olmazlarımdan farklı bir sunum eşliğinde. 




Bu seferki sunumum külahta. Aslında bunu Turuncu Oda'da görmüştüm daha önce. Hatta benim yaptığım onun çok daha basiti. Oradaki hali bebek mevlütleri için çok ideal. Yapılışı için Turuncu Odaya bakabilirsiniz. 







Un kurabiyesi gibi ağızda dağılıyor ama hiç margarin yok içinde. Kremşantili demiş olmama bakmayın içinde krema falan yok, hamuruna toz halde katıyoruz. Diğer kurabiyelerden ayıran noktaları bunlar. Ehh tarifimize geçebiliriz artık :) Üstelik tarifi de gayet basit. 


kremşantili kurabiye



7 Ağustos 2013 Çarşamba

Hayırlı Bayramlar...





Bayram coşkusunu hiç kaybetmemek, 
yaptığımız ziyaretlerle evlerimizi şenlendirmek dileklerimle. 
Herkese iyi bayramlar diliyorum. 

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Susamlı Kurabiye ve Renkli Sunumu


  
kurabiye kutusu yapma


Yine yayınlamakta geç kaldığım bir çalışma, arkadaşımın doğumgününde kendisi ve eşi için yaptığım kurabiye ve değişik sunumu. 


kurabiye kutusu yapma


Ben çok sevdim, arkadaşım da öyle. Umarım siz de beğenir ve denersiniz. Yalnız kutunun yapılışını fotoğaflama fırsatı bulmamıştım ama ilk fırsatta tekrar yapıp yapışılını sizinle paylaşıcam. Bugün tabiki boş bırakmıyorum sizi ve kurabiyenin tarifini veriyorum. Hamurunun içinde susam olan tatlı bir kurabiye. Ben minik minik yaptım, tek lokmalık. Yemesi keyifli, görüntüsü sevimli, çayın yayına da çok yakışan bir kurabiye oldu. 


susamlı şekerli kurabiye


Malzemeler:

1 çay bardağı susam
1 paket margarin
1 çay bardağı sıvıyağ
3 yemek kaşığı pudra şekeri
Aldığı kadar un

Üzerine : Tarçın - pudra şekeri


Yapılışı: Susamı yağsız tavada pembeleşene kadar  kavuruyoruz. Ayrı bir kapta margarin, pudra şekeri ve sıvıyağı karıştırıyoruz. Ardından un ve kavurduğumuz susamları ekliyoruz. Ele yapışmayacak kıvama gelene kadar yoğuruyoruz. 170 - 180 derecede pişiriyoruz. Fazla pişirmemek gereke, üzeri beyaz kalırsa daha iyi. Ama benim fırınım yine yaptı yapacağını fotoğrafta gördüğünüz gibi :) İlk fırsatta kendisini değiştirmekle tehdit etsemde pek bir işe yaramıyor, bildiğini okumaya devam ediyor :)

Piştikten sonra arzunuza göre üzerine tarçın ve pudra şekeri de serpebilirsiniz. Ben o gün yaparken tarçınım kalmamış, serpememiştim  :) Ama tarçınsız da gayet güzel oldu. 


Bir de ben yarım ölçü yaptım, yoksa çok fazla oluyor. Çok kalabalık misafirlere yapılmayacaksa ve kendiniz için yapıyorsanız yarım ölçü yapmanızı tavsiye eder ve afiyet bal şeker olsun derim :)

Sevgiyle kalın...